TARIMDA BAĞ-KUR HİZMET TESPİTİ DAVALARI

Sosyal hukuk devleti niteliği, sosyal güvenlik hakkı, Bağ-Kur sigortalılık niteliği, hakkın kötüye kullanılması, kanun önünde eşitlik ve anayasaya aykırılık unsurları hakkında verilen Anayasa Mahkemesi Kararlarında da bu durum şu şekilde irdelenmiştir ; (ANAYASA MAHKEMESİ KARARI – E:2000/61 K:2000/34, ANAYASA MAHKEMESİ KARARI – E:2004/18 K:2004/89, ANAYASA MAHKEMESİ KARARI – E:1996/17 K:1996/38

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 2. maddesinde “Hukuk Devleti Olmayı” Cumhuriyetin nitelikleri arasında saymıştır.

Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında belirtildiği üzere “… (Hukuk devletinin temel unsuru bütün devlet faaliyetinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır) hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, âdil bir hukuk düzenini kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan bir devlet olmak gerekir. Hukuk devletinde kanun koyucu da dahil olmak üzere devletin bütün organları üstünde hukukun mutlak bir hakimiyeti haiz olması, kanun koyucunun yasama faaliyetlerinde kendisini her zaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı tutması lâzımdır. Zira kanunun da üstünde Kanun Koyucunun bozamayacağı temel hukuk prensipleri ve Anayasa vardır…” (11/10/1963 günlü, E: 1963/124, K: 1963/243 sayılı karar, AMKD. Cilt: 1, Sayfa: 429).

Devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olması, kazanılmış haklara saygı duyulmasını gerektirir. Ancak, kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın ya da borcun yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir.”

“Anayasanın 2. maddesinde tanımlanan “Sosyal Hukuk Devleti” ilkesinden ne anlaşılmak gerektiğini Anayasa koyucu bu maddeye ait gerekçede açıklamıştır. Bu gerekçeye göre, Sosyal Hukuk Devleti ilkesinden devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına uyacağı ve çalışan, çalıştığı halde karşılığını yeterince alamayan ve mutlu bir yaşantıya kavuşamayan kişilere yardımcı olunacağının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Bu ilke ile, devletin yürürlüğe koyduğu yasalara bağlı kalacağı vurgulanmakta, kişilerin huzur ve refahının sağlanması amaçlanmaktadır.

Kişi ile toplum arasında denge kurulması, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde geçmesini sağlayıcı önlemlerin alınması da bu amaca dahildir.”

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yalnız yasaların Anayasa’ya değil, Anayasanın da evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.”

Anayasa’nın  2. ve 5. maddelerinde belirtilen “hukuk devleti” ilkesine göre işlem ve eylemlerin hukuka uygun olması, hukukun üstünlüğü ilkesinin içtenlikle benimsenmesi, yasa koyucunun çalışmalarında kendisini her zaman Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı tutması, insan haklarına saygı göstermesi ve bu hakları korumayı, âdil bir hukuk düzeni kurarak bunu geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir. Yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda bulunduğu Anayasa ve temel hukuk ilkeleri vardır. Anayasa’da öngörülen devletin amacı ve varlığıyla bağdaşmayan, hukukun ana ilkelerine dayanmayan yasalar kamu vicdanını olumsuz etkiler. İnsanın doğuştan sahip olduğu onurlu bir hayat sürdürme, maddî ve manevî varlığını geliştirme hakkını, refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak sosyal hukuk devletinin temel amacı ve görevidir.”

Sosyal devlet, Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca vatandaşın sosyal durumu ve refahı ile ilgilenen ve onlara asgarî yaşam düzeyi sağlayan devlettir. Anayasa’nın 5. maddesinde ise, “… kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerine, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak …” devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.”

Anayasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir, ikinci fıkrasında, “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” kuralları ile Kanun önünde eşitlik ilkesi açıklanmıştır.”

“Bağ – Kur, serbest meslek sahiplerinin bir takım mesleki ve sosyal risklere karşı sosyal güvenliklerini sağlamak amacıyla kurulmuştur. 1479 sayılı Yasanın 1. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Kurum bu Kanun ile özel hukuk hükümlerine bağlı; maliye idari yönden özerk bir kamu tüzelkişisidir. Bağ – Kur, T. C. Emekli Sandığı’ndan ve SSK’dan ayrı ve farklı olarak, Devletten veya işverenden alınan karşılıklardan mahrum bulunan, sigortalılarının ödedikleri primle yaşayan bir kuruluştur. Öteki sosyal güvenlik kurumları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına çalışan esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanlar bu kurumun sigortalısı sayılmışlardır.”

“Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi, eylemli eşitliği değil, hukuksal eşitliği ifade eder. Aynı hukukî durumda bulunanlar arasında haklı nedene dayanmayan ayırım yapılmasını önlemeyi amaçlar.

Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesine Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

“Yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. “

“Eşitlik temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurma hukuk devletinin en önemli işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti ilkesinin gerçekleşemeyeceği açıktır.”

 “Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” şeklindedir.

Kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir. Güçlüler karşısında güçsüzleri koruyacak olan devlet, gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak ve böylece devlet sosyal niteliğine ulaşacaktır. Sosyal devlet, yaşama hakkının korunması, sosyal güvenliğin sağlanmasıyla gerçekleşecektir. Yaşama hakkının korunması ve sosyal güvenliğin sağlanması, sosyal devlet olmanın gereğidir..”

 “Anayasanın 49. maddesi de bu amacın gerçekleştirilmesi ereğiyle konulmuş diğer bir hükümdür. Bu madde ile aynı zamanda herkese, çalışma bir hak ve ödev olarak tanınmış ve devlete çalışanların korunmasıyla ilgili önlemleri almak görevi verilmiştir.”

 “Anayasa’nın 56. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkraları yine devlete, kişilerin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmelerini sağlamak için sağlık kuruluşlarının hizmetlerini, düzenleme, denetleme ve organize -etme gibi görevler yüklemiştir. Anlaşılmaktadır ki, devlet, kişilerin yaşamlarını sağlıklı biçimde sürdürmeyi sağlamak amacını çeşitli sosyal güvenlik kuruluşları ile gerçekleştirecektir. Devlet için bir görev, kişiler için de bir hak olan bu amaç gerçekleştirilirken bu hakkı sınırlayıcı, bu haktan yararlanmayı zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’nın 56. maddesine de aykırıdır.”

 “Anayasa’nın“sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu; Devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri alacağı ve teşkilâtını kuracağı öngörülmüştür. Sosyal güvenlik hakkı, çalışanların yaşamlarının ve yarınlarının güvencesidir. İnsanların yarınlarını güvenceye alma düşüncesi, sosyal güvenlik kuruluşlarına olan gereksinimi doğurmuştur. Sosyal güvenlik, toplumun parçası olan bireylere, gelirleri ne olursa olsun doğal bir olay olan yaşlılık ile hastalık, kaza, ölüm ve malûllük gibi sosyal riskler karşısında asgarî bir yaşam düzeyi sağlama amacına yöneliktir. 60. maddenin ikinci fıkrasında da, Devlete sosyal güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri almak ve teşkilâtı kurmak görevi verilmiştir. TC. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur sosyal güvenliğin temelini oluşturan kurumlardır.”

Yukarıda sunulan Anayasa Mahkemesi kararları, Anayasa hükümleri, 2926 sayılı tarım Bağ-Kur Kanunu hükümleri ve genel hukuk kuralları  gereğince de, TARIM BAĞ-KUR SİGORTALISI NİTELİĞİ TAŞIYAN ŞAHISLARIN, sigortalılık niteliği kazandığı VE DEVAM EDEN SÜRELERDE, TARIM BAĞ-KUR SİGORTALISI olarak kabul edilmeli ve geriye dönük açılan tespit davaları bu doğrultuda kabul edilmelidir.

Kanun gereği resen tescil zorunluluğu olduğu ve muhtarlara da sigortalıları bildirme zorunluluğu olduğu halde ve resmi kayıtlarla sigortalılık niteliği taşıdığı açıkça anlaşılmasına ve bu kayıtların da sigortalılığa yasal karine olmasına rağmen, Bağ-Kur’a tescili geç yapılan veya hiç yapılmayan şahısların, bu dönemlerde sigortaya tescil edilmemesinin tüm sorumluluğunu şahıslara yükleyerek, bu dönemlerde sigortalı saymamak hukuka aykırılıktır.

Bu hükümleri görmezden gelmek ve  tüm resmi kayıtlarla  (  oda,sicil, kooperatif,ziraat bankası, tapu kayıtları) tarım-bağ-kur kapsamına alınacak kişiler belirlenebilecek iken, ve kanunun asıl amacı da bu iken ( hüküm de var ) , tarım da çalışanlara sosyal güvence sağlamak iken, sigortalamaktan kaçınmak ve kanunun gereğini yerine getirmemek, kanunun asıl amacını yerine getirmemek / kaçınmak, kanunun özüne aykırılıktır.

Sigortalı lehine düşünme ve karar verme, sosyal güvenliğin esas ilkesidir. Esas alınması gereken sigortalılık niteliğinin olup olmadığı, sigortalılık niteliğinin kazanılma tarihi ve çalışılan dönemin sigorta kapsamına alınmasıdır. Sigortalılığı sadece prim kesintisi yapılanlar için kabul etmek adaletsizlik doğuracaktır. Adalete güvenin sağlanması için,10.md gereği tarım işi yaptığı kayıtlarla belirli olan ve sigortalı niteliği taşıyan kişilerin, sigortalılığı kabul edilmelidir, prim kesintisi olsun olmasın bu kural tüm aynı nitelikteki şahıslara eşit uygulanmalıdır.

Av. ÜNZİLE KÜÇÜKÖNER

 

 

 

 

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Muzaffer Deligöz hakkında

Muzaffer Deligöz; şirket ve Kooperatiflerde 35 yıldır çeşitli görevlerde bulunmuş; mevzuat, tatbikat ve realiteyi yaşamış bir uzmandır. Bu tecrübelerini hukuk bilgisiyle birleştirerek; Şirketlere, Kooperatiflere ve bunların üyelerine hizmet vermek üzere Danışmanlık yapmaktadır. Muzaffer Deligöz; Kooperatiflerin, Kooperatif Üyelerinin, Şirketlerin sorularına ve sorunlarına mevzuat ve tatbikatı nazara alarak cevaplar ve çözümler vermekte, isteyen Kooperatifler ve Kooperatif Üyeleri için detaylı rapor hazırlamaktadır. Ayrıca, bugüne kadar birçok kooperatif ve şirketin Danışmanlığını da yapan Muzaffer Deligöz’ün, kooperatifler konusundaki yazı ve araştırmaları çeşitli gazetelerde, hukuk sitelerinde ve kooperatif dergilerinde yayınlanmış olup, bunlardan bazılarını sitemizde bulacaksınız
Bu yazı BAĞ-KUR, Bağ-Kur Borçları, Bağ-Kur Sigortalılığı, BAĞ-KUR Sigortası, BAĞ-KUR SİGORTASI, Fiili Çalışma, Hizmet Süresi, Kıdem Tazminatı, TARIMDA BAĞ-KUR HİZMET TESPİTİ DAVALARI, TARIMDA BAĞ-KUR HİZMET TESPİTİ DAVALARI, Tespit Davası kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.