Tebligat Konusunda Yargıtay Kararları -III-

Tebligatlarla ilgili Yargıtay İçtihatları

19. Hukuk Dairesi 2008/6374 E.N , 2009/2801 K.N.

İlgili Kavramlar

SAVUNMA HAKKI

FİNANSAL KİRALAMA

TEBLİGAT

Özet

Teblİgat, teblİgat yapIlacak şahsIn bİlİnen en son adresİne yapIlIr. Bu nedenle, sonrakİ tarİhlİ fİnansal kİralama sözleşmesİnde yer alan adrese teblİgat çIkarIlmasI ve teblİgatIn yapIlamayarak gerİ dönmesİ halİnde İse, Teblİgat Kanunu’nun 35. maddesİne göre İşlem yapIlmasI gerekİr.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki malın iadesi davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Dava, iki adet Finansal Kiralama Sözleşmesine dayalı olarak davalıya teslim edilen iki adet aracın motorlu taşıtlar vergisi ve gecikme cezalarının davacı tarafça ödendiği iddiasıyla, sözleşme hükümleri gereği malların aynen davacıya iadesi istemine ilişkindir.

Davalı şirkete Tebligat Kanunu m. 35′e göre tebligat yapılmış, davalı, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece dosya kapsamına göre davanın kabulüne, dava konusu 1 adet 1997 model 34 … 2359 plakalı çift kabinli açık kasa kamyonet ve 1 adet 1995 model 34 … 034 plakalı Chrysler Marka Jeepln araçların aynen davalıdan alınıp, davacıya iadesine, ihtiyati tedbirin devamına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

7201 sayılı Yasa’nın 10/1. maddesi uyarınca “Tebligat, tebliği yapılacak şahsa bilinen en son adresine yapılır. Aynı Yasa’nın 35/4. maddesinde de daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan imzası resmi merciiler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlanna, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümlerinin uygulanacağı” öngörül-müştür.

Taraflar arasında farklı tarihlerde düzenlenmiş iki ayrı Finansal Kiralama Sözleşmesi mevcuttur. Sonraki tarihli sözleşmede yer alan davalı adresine tebligat çıkanlmamıştır. Oysa belirtilen yasa hükümleri karşısında davalının sonraki tarihli sözleşmede yer alan adresine tebligat çıkarılması ve tebligatın bila tebliğ geri dönmesi üzerine aynı Yasa’nın 35. maddesine göre işlem yapılması gerekirdi. Mahkemece bu yönler gözetilmeden ve davalı usulüne uygun olarak duruşma gününden haberdar edilmeden yargılama yapılması, savunma hakkının kısıtlanmasına yol açan esaslı bir usul hatası olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukanda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davalının öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 06.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

**************************************************

Hukuk Genel Kurulu 2009/6-74 E.N , 2009/98 K.N.

İlgili Kavramlar

TAHLİYE DAVASI

RESMİ VE ADLİ TATİL GÜNLERİNDE TEBLİGAT

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki ‘tahliye” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Sulh 2.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.07.2007 gün ve 2006/1542-2007/875 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 18.12.2007 gün ve 2007/11791-14023 sayılı ilamı ile;

(“…Uyuşmazlık iktisap ve konut ihtiyacı nedeniyle tahliye istemine ilişkin olup, mahkemece istemin kabulü üzerine hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

6570 Sayılı Yasa kapsamına giren bir taşınmazı iktisap eden kimse dilerse eski malik ile kiracı arasında yapılmış sözleşmeye dayanarak sözleşmenin sonunda, dilerse Yasanın 7/d maddesinde öngörülen sürelerden yararlanarak ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açabilir. Yeni malikin bu seçeneklerden hangisi yararına ise onu tercih etme hakkı vardır. 6570 sayılı Yasanın 7/d maddesine dayanması halinde yeni malikin iktisap günü de dahil olmak üzere iktisap tarihinden itibaren bir (1) ay içinde kiralananı satın aldığını ve ihtiyacı, olduğunu kiracıya bildirmesi ve yine iktisaptan itibaren iktisap günü dahil altı (6) ayın sonunda dava açması gerekir. Davanın altı ayın sonunda hemen açılması şart olmayıp sözleşme sonuna kadar açılması mümkündür.

Ancak iktisabı izleyen bir ay içerisinde ihtar tebliği zorunlu olup bunun sonradan giderilmesi mümkün değildir.

6570 sayılı Yasanın 7/d maddesine göre açılacak davada tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın varlığının kanıtlanması gerekir.

Olayımıza gelince; davacı dava konusu taşınmazı 7.4.2006 tarihinde iktisap etmiş bu iktisabını da 5.5.2006 keşide, 8.5.2006 tarihinde tebliğ olunan ihtarıyla davalıya bildirmiş ve 1.12.2006 tarihinde açtığı bu davayla da 6570 Sayılı Yasanın 7/d maddesine dayanarak davalının taşınmazdan tahliyesini talep etmiştir. Yeni malikin 6570 Sayılı Yasanın 7/d maddesindeki sürelerden yararlanarak dava açması halinde iktisap tarihinden itibaren 1 ay içerisinde satın aldığını ve ihtiyacı olduğunu bildirmesi ve yine iktisaptan itibaren 6 ayın sonunda dava açması gerekir. Bir aylık tebliğ süresi iktisap tarihinden itibaren başlar ve iktisap günü bu bir aylık süreye dahildir. Zira kanun koyucu “iktisap tarihinden itibaren” ifadesi ile iktisap gününü süreye dahil etmiştir. HUMK.nun 161/2.maddesinde müddet ay olarak tayin edilmişse başladığı güne tekabül eden günün tatil saatinde biteceği kararlaştırıldığı gibi İİK.nun 19/2.maddesi hükmü de bu yöndedir. İktisap tarihi olan 7.4.2006 tarihinde başlayan 1 aylık süre 7.5.2006 tarihinde sona ermektedir. Sürenin sonunun pazar gününe rastlaması tebliğ yapılmasına engel değildir. Zira Tebligat Yasasının 33.maddesi hükmü uyarınca resmi tatil günlerinde de tebligat yapılabilir. Bu durumda 8.5.2006 tarihinde tebliğ edilen ihtar süresinde kabul edilemez. Mahkemece kamu düzenine ilişkin olan bu husus re’sen nazara alınarak esasa girilmeksizin davanın süresinde açılmadığından reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, 6570 sayılı Kanunun 7/d maddesine dayalı, yeni malikin ihtiyacı nedeniyle tahliye istemine ilişkindir.

Davacı yeni malik, davalının oturduğu taşınmazı satın alarak yasal sürede 7/d maddesine dayanarak ihtarda bulunduğunu ifadeyle taşınmazın tahliyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı taraf ihtarın ve dolayısıyla davanın süresinde olmadığını, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemece, ihtar 07.05.2006 tarihinin Pazar gününe gelmesi nedeniyle süresinde kabul edilerek ihtiyaç iddiası irdelenmiş ve sonuçta davacının iddiasını ispatladığını kabulle 6570 sayılı Kanunun 7/d, 15,16 maddelerine dayanılarak akdin feshi ile davalının mecurdan tahliyesine karar verilmiştir.

Hükmün davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine, Özel Dairece, karar, taşınmazın 07.04.2006 tarihinde satın alınmış olmasına göre, tebliği 08.05.2006 tarihinde gerçekleşen ihtarın yasal sürede yapılmış kabul edilemeyeceği, zira resmi tatil günlerinde tebligat yapılmasının olanaklı olduğu, bu hususun kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece esasa girişilmeden davanın süresinde açılmadığından reddi gerektiği, gerekçesiyle bozulmuş; davacı vekilinin karar düzeltme istemi de esastan incelenerek reddedilmiştir.

Mahkemece önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yeni malikin iktisap ve ihtiyaç iddiasını içeren ihtarnamesinin yasal sürede tebliğ edilip edilmediği,

Bu cümleden olarak; süre sonunun Pazar gününe rastlamasının ilk iş günü olan Pazartesi günü yapılan tebliğin süresinde kabul edilmesine olanak sağlayıp sağlamayacağı, noktasında toplanmaktadır

6570 sayılı Yasa kapsamına giren bir taşınmazı iktisap eden kimse dilerse eski malik ile kiracı arasında yapılmış sözleşmeye dayanarak sözleşmenin sonunda, dilerse Yasanın 7/d maddesinde öngörülen sürelerden yararlanarak ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açabilir. Yeni malikin bu seçeneklerden hangisi yararına ise onu tercih etme hakkı vardır.

6570 sayılı Yasanın 7/d maddesine dayanması halinde yeni malikin iktisap günü de dahil olmak üzere iktisap tarihinden itibaren bir (1) ay içinde kiralananı satın aldığını ve ihtiyacı, olduğunu kiracıya bildirmesi ve yine iktisaptan itibaren iktisap günü dahil altı (6) ayın sonunda dava açması gerekir. İktisabı izleyen bir ay içerisinde ihtar tebliği zorunlu olup bunun sonradan giderilmesi mümkün değildir.

6570 sayılı Yasanın 7/d maddesine göre açılacak davada tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın varlığının ayrıca kanıtlanması gerekir.

Davanın yasal dayanağını teşkil eden, 6570 sayılı Gayrimenkullerin Kiralanması Hakkında Kanunun 7/d maddesi;

“Gayrimenkulü Medeni Kanun hükümlerine göre iktisabeden kimse kendisi veya eşi veya çocukları için tamamen veya kısmen mesken olarak ve yine kendisi veya eşi veya çocukları için bir meslek veya sanatın bizzat icrası maksadiyle iş yeri olarak kullanma ihtiyacında ise iktisap tarihinden itibaren bir ay zarfında kiracıyı keyfiyetten ihtarname ile haberdar etmek şartıyle altı ay sonra, tahliye davası açabilirler.”

Hükmünü amir olup; yeni satın alan malike, eski malikin sözleşme süresinin sonunu beklemeden iktisap tarihinden bir ay içinde ihtarname tebliğ etmek koşuluyla, takip eden altı ay içinde tahliye davası açabilme olanağını, getirmektedir.

Dolayısıyla, yeni malik iktisap tarihinden bir ay içinde kiracıya tebliğ ettireceği ihtarname ile ihtiyaç iddiasını bildirecek, tahliye gerçekleşmezse takip eden altı ay içinde tahliye davası açabilecektir.

Kanunun özelliği itibariyle, tebliğin yapılması ile sürenin başlama ve bitim tarihlerinin hesaplanmasına ilişkin hükümlerin irdelenmesinde yarar vardır:

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 33., Tebligat Tüzüğünün 53. ve Tebligat Rehberinin 43.maddelerinde; resmi ve adli tatil günlerinde de tebligat yapılabileceği öngörülmüştür.

Ne var ki, tebligatın yapılabilme usulüne ilişkin bu hüküm tebliğ memuruna yönelik ve tebligatın geçerliliğine ilişkin bir hüküm olup; sürelerin hesabı söz konusu olduğunda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 161. ve 162.maddeleri ile 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 76. ve yine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 19.maddelerinde düzenlenen genel ilkenin uygulanması gerekir.

Anılan maddelerde; gün olarak tayin olunan müddetlerin hesabında tefhim veya tebliğ günü olan ilk günün hesaba katılmayacağı, son günün tatil saatinde müddetin biteceği; ay veya sene olarak tayin olunan müddetlerin hesabında ise ayın veya senenin kaçıncı günü işlemeye başlamış ise biteceği ay veya senenin aynı gününün tatil saatinde ve müddetin biteceği ayın sonunda böyle bir gün yoksa ayın son gününün tatil saatinde bu müddetlerin sona ereceği, belirtilmiştir.

Ayrıca resmi tatil günlerinin süreye dahil olduğu, sürenin sonuncu gününün resmi tatile rastlaması halinde (Örn.Pazar gününe) sürenin takip eden ilk iş gününün (Örn.Pazartesi) tatil saatinde biteceği de düzenlenmiştir.

Diğer taraftan, 6570 sayılı Kanunda sürelerin hesabına yönelik ayrık bir düzenleme de bulunmadığından, Medeni Kanun ile diğer yasalardaki usule ilişkin sürelerin hesaplanmasında 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 161 ve 162. maddelerinin uygulanması gerekir.

Aynı hususlar, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 19, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Sürelerle İlgili Genel Esaslar” başlıklı 8., 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Uygulanacağı Haller” başlıklı 56., 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Sürelerin Hesaplanması” başlıklı 39.maddelerinde de benzer şekilde düzenlenmiştir.

Sonuç itibariyle; bir aylık sürenin son gününün tatile rastlaması halinde takip eden iş gününün tatil saatine kadar yapılan tebligatın süresinde yapıldığının kabulü gerekir.

Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.2002 gün ve 2002/6-23 E.ve 2002/94 sayılı kararında da benimsenmiştir.

Somut olay, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirildiğinde;

Davaya konu taşınmaz, yeni malik davacı tarafından 07.04.2006 tarihinde iktisap edilmiştir. Davacı, iktisabını ve ihtiyacını 05.05.2006 tarihinde konutta kiracı olarak oturan davalıya ihtar etmiş ve bu ihtarname davalıya 08.05.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir. Satın alma tarihinden başlayan bir aylık süre 07.05.2006 tarihinde dolmakta ise de bu günün resmi tatil (Pazar) gününe rastladığı belirgindir.

Yukarıda ayrıntısıyla açıklanan yasal düzenlemeler nedeniyle, bu sürenin takip eden ilk iş günü olan 08.05.2006 (Pazartesi) günü mesai saatine kadar uzamış olduğunun ve dolayısıyla da ihtarnamenin süresinde tebliğ edildiğinin kabulü gerekir.

Açıklanan nedenlerle; yerel mahkemenin ihtarnamenin süresi içinde tebliğ edildiği ve dolayısıyla da davanın süresinde açıldığına ilişkin direnmesi usul ve yasaya uygundur.

Ne var ki, davalı vekilinin ihtiyacın varlığının kanıtlanıp, kanıtlanmadığına ilişkin ve diğer temyiz itirazları Özel Dairece incelenmemiştir. Bu yönler incelenmek üzere dosyanın dairesine gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin ihtarın süresine ilişkin direnmesi usul ve yasaya uygun olup, işin esasına ilişkin davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelemesi için dosyanın 6.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 04.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

**************************************************

15. Hukuk Dairesi 2007/4732 E.N , 2007/5369 K.N.

İlgili Kavramlar

USULSÜZ TEBLİGAT

İçtihat Metni

Dava BK’nın 355 ve devamı maddesinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. HUMK’nın 73.maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür.

Dava konusu olayda davalının adresi “Bahariye Caddesi Ankara Sok.No:… Kasımpaşa/İstanbul” olarak gösterilmiş olmasına rağmen dava dilekçesinin tebliğ için çıkartılan tebligat Abide-i Hürriyet Caddesi Kaplancı Apt. No:../.. Şişli/İstanbul” adresine gönderilmiştir. Dava dilekçesinin gönderildiği adresin davalının doğru adresi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiğinden söz edilemez.

O halde mahkemece dava dilekçesi davalı tarafa usulüne uygun olarak tebliğ edilip savunma yapma olanağı tanınarak varsa bildireceği deliller de toplanmak suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

SONUÇ:Yukarıda yazılı nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 17.09.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

*************************************************

10. Ceza Dairesi 2008/4326 E.N , 2008/8897 K.N.

İlgili Kavramlar

TEBLİGAT

İHTAR

İDDİANAMENİN İADESİ

ÇEK DEFTERİNİ GERİ VERMEMEK

Özet

Çek defterİnİ gerİ vermeme suçunda, banka tarafIndan gönderİlen İhbarname İle İlgİlİ belgeler suçun sübutuna etkİ edeceğİ mutlak sayIlan mevcut bİr delİl nİtelİğİnde olduğundan, İddİanamenİn İadesİ kararI yerİndedİr.

İçtihat Metni

Çek defterini geri vermemek suçundan şüpheli Mehmet hakkında yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 25.10.2007 gün ve 2007/7199 soruşturma, 2007/4000 esas, 2007/1405 iddianame sayılı iddianamesinin, 5271 sayılı CMK’nın 174. maddesi uyarınca iadesine ili şkin (Elazığ İkinci Sulh Ceza Mahkemesi)’nin 09.11.2007 gün ve 2007/699 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itiraz üzerine, kararın yerinde görülerek itirazın reddine dair (Elazığ İkinci Asliye Ceza Mahkemesi)’nin 17.11.2007 gün ve 2007/303 değişik sayılı kararına karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 06.02.2008 gün ve 7326 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2008 gün ve 2008/35153 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verilmesinin belirtildiği, usulüne uygun tebliğ edilmiş ihtar mektubu olmaksızın dava açılmasının iddianamenin iadesi sebebi yapılamayacağı gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir/’denilerek, Elazığ İkinci Asliye Ceza Mah-kemesi’nin anılan kararının bozulması istenmiştir.

Dosya kapsamına göre; aynı soruşturmaya ilişkin olarak ilk olarak düzenlenen 28.05.2007 tarihli ve 2007/851 numaralı iddianamenin, Elazığ İkinci Sulh Ceza Mahkemesi’nin 12.06.2007 tarihli ve 2007/420 sayılı kararı ile, muhatap banka şubesince gönderilen ihtarnamenin tebliğine ilişkin evrakta “ihbarlı” ibaresinin bulunması nedeniyle, söz konusu tebligatın Posta Kanunu’nun 63. maddesine uygun olarak yapılıp yapılmadığı araştırılarak, bu maddeye göre işlem yapılması durumunda, Tebligat Kanunu hükümlerine göre usulüne uygun bir tebligat yapılmış olmayacağından, atılı suçun ne şekilde oluştuğunun araştırılması gerektiği ve ön ödeme önerisine ilişkin tebligatın Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine uygun olmadığı gerekçeleri ile iadesine karar verildiği; bu karara C.Savcılığı’nca süresinde yapılan itiraz üzerine, itiraz mercii Elazığ Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18.06.2007 tarihli ve 2007/121 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği; böylelikle iddianamenin iadesi kararının kesinleştiği ve itiraz merciinin bu kararından sonra C.Savcılığı’nca Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinde belirtilen usule uyulmaksızın ön ödeme önerisinin yeniden tebliğ edildiği ve banka tarafından g önderilen ihtarnamenin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğinin ise araştırılmadığı anlaşılmaktadır.

İtiraz merciinin itirazın reddine ilişkin kararı ile kesinleşen 12.06.2007 tarihli iddianamenin iadesi kararı, itiraz merciinin kararına karşı kanun yararına bozma yoluna da başvurulmadığından, Cumhuriyet Savcılığı’™ bağlayıcı, kesin nitelikte bir karar niteliğinde olup, CSavcılığı’nın iddianamenin iadesi kararının gereklerini yerine getirmek yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bu yükümlülüğe rağmen, Cumhuriyet Savcılığı’nca ön ödeme önerisi Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmemiştir.

Ayrıca; muhatap bankadan gönderilen tebligat evrakının üzerinde, “ihbarlı” açıklaması bulunmakta ve evrakın tebliğ edilemeden iade edildiği anlaşılmaktadır.

Alıcının ya da onun adına tebligat almaya yetkili kişilerin konutta bulunamaması durumunda, 5584 sayılı Posta Kanunu’nun 17/111. maddesi uyarınca tebligat yapılması olanaklı olmadığından, aynı Kanun’un 63/C maddesi ile Posta Tüzüğü’nün 149. maddesine uygun olarak haber kağıdı bırakıldıktan sonra, tebligat evrakının posta işletmesinde 1 hafta bekletilmesi ve bu süre içinde alınmaması halinde muhatap banka şubesine iade edilmesi gerekmekte olup; posta idaresince bu şekilde işlem yapılmasının, tebligatın yapılamamış olduğunu göstermesi nedeniyle, ihtarnamenin usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini, dolayısıyla da yüklenen suçun unsurlarının oluştuğunu kabul etmek olanaklı değildir. Bu nedenle, ihtarnamenin tebliğine ilişkin muhatap banka şubesinde ya da posta idaresinde bulunan bilgi ve belgeler, 5271 sayılı CMK’nın 174/1-a maddesinde belirtilen “suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil” niteliğinde olduğundan, iddianamenin iadesi kararı yerinde olup, Cumhuriyet Savcılığı’nca bu konunun araştırılması gerekmektedir.

Yukarıda belirtildiği şekilde, Cumhuriyet Savcılığı’nca gerekçeleri yasaya uygun olan ve itiraz merciinin ret kararı ile kesinleşen iddianamenin iadesi kararından sonra, gerekli işlem ve araştırmanın yapılmamış olması karşısında, aynı nedenlere dayanan Elazığ İkinci Sulh Ceza Mahkemesi’nin 09.11.2007 tarihli iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Elazığ İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nin 17.11.2007 tarihli ve 2007/303 değişik iş sayılı karar ı yasaya uygun olduğundan, yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 02.06.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

**************************************************

10. Ceza Dairesi 2008/4326 E.N , 2008/8897 K.N.

İlgili Kavramlar

TEBLİGAT

İHTAR

İDDİANAMENİN İADESİ

ÇEK DEFTERİNİ GERİ VERMEMEK

Özet

Çek defterİnİ gerİ vermeme suçunda, banka tarafIndan gönderİlen İhbarname İle İlgİlİ belgeler suçun sübutuna etkİ edeceğİ mutlak sayIlan mevcut bİr delİl nİtelİğİnde olduğundan, İddİanamenİn İadesİ kararI yerİndedİr.

İçtihat Metni

Çek defterini geri vermemek suçundan şüpheli Mehmet hakkında yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 25.10.2007 gün ve 2007/7199 soruşturma, 2007/4000 esas, 2007/1405 iddianame sayılı iddianamesinin, 5271 sayılı CMK’nın 174. maddesi uyarınca iadesine ili şkin (Elazığ İkinci Sulh Ceza Mahkemesi)’nin 09.11.2007 gün ve 2007/699 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itiraz üzerine, kararın yerinde görülerek itirazın reddine dair (Elazığ İkinci Asliye Ceza Mahkemesi)’nin 17.11.2007 gün ve 2007/303 değişik sayılı kararına karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 06.02.2008 gün ve 7326 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2008 gün ve 2008/35153 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verilmesinin belirtildiği, usulüne uygun tebliğ edilmiş ihtar mektubu olmaksızın dava açılmasının iddianamenin iadesi sebebi yapılamayacağı gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir/’denilerek, Elazığ İkinci Asliye Ceza Mah-kemesi’nin anılan kararının bozulması istenmiştir.

Dosya kapsamına göre; aynı soruşturmaya ilişkin olarak ilk olarak düzenlenen 28.05.2007 tarihli ve 2007/851 numaralı iddianamenin, Elazığ İkinci Sulh Ceza Mahkemesi’nin 12.06.2007 tarihli ve 2007/420 sayılı kararı ile, muhatap banka şubesince gönderilen ihtarnamenin tebliğine ilişkin evrakta “ihbarlı” ibaresinin bulunması nedeniyle, söz konusu tebligatın Posta Kanunu’nun 63. maddesine uygun olarak yapılıp yapılmadığı araştırılarak, bu maddeye göre işlem yapılması durumunda, Tebligat Kanunu hükümlerine göre usulüne uygun bir tebligat yapılmış olmayacağından, atılı suçun ne şekilde oluştuğunun araştırılması gerektiği ve ön ödeme önerisine ilişkin tebligatın Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine uygun olmadığı gerekçeleri ile iadesine karar verildiği; bu karara C.Savcılığı’nca süresinde yapılan itiraz üzerine, itiraz mercii Elazığ Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18.06.2007 tarihli ve 2007/121 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği; böylelikle iddianamenin iadesi kararının kesinleştiği ve itiraz merciinin bu kararından sonra C.Savcılığı’nca Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinde belirtilen usule uyulmaksızın ön ödeme önerisinin yeniden tebliğ edildiği ve banka tarafından g önderilen ihtarnamenin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğinin ise araştırılmadığı anlaşılmaktadır.

İtiraz merciinin itirazın reddine ilişkin kararı ile kesinleşen 12.06.2007 tarihli iddianamenin iadesi kararı, itiraz merciinin kararına karşı kanun yararına bozma yoluna da başvurulmadığından, Cumhuriyet Savcılığı’™ bağlayıcı, kesin nitelikte bir karar niteliğinde olup, CSavcılığı’nın iddianamenin iadesi kararının gereklerini yerine getirmek yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bu yükümlülüğe rağmen, Cumhuriyet Savcılığı’nca ön ödeme önerisi Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmemiştir.

Ayrıca; muhatap bankadan gönderilen tebligat evrakının üzerinde, “ihbarlı” açıklaması bulunmakta ve evrakın tebliğ edilemeden iade edildiği anlaşılmaktadır.

Alıcının ya da onun adına tebligat almaya yetkili kişilerin konutta bulunamaması durumunda, 5584 sayılı Posta Kanunu’nun 17/111. maddesi uyarınca tebligat yapılması olanaklı olmadığından, aynı Kanun’un 63/C maddesi ile Posta Tüzüğü’nün 149. maddesine uygun olarak haber kağıdı bırakıldıktan sonra, tebligat evrakının posta işletmesinde 1 hafta bekletilmesi ve bu süre içinde alınmaması halinde muhatap banka şubesine iade edilmesi gerekmekte olup; posta idaresince bu şekilde işlem yapılmasının, tebligatın yapılamamış olduğunu göstermesi nedeniyle, ihtarnamenin usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini, dolayısıyla da yüklenen suçun unsurlarının oluştuğunu kabul etmek olanaklı değildir. Bu nedenle, ihtarnamenin tebliğine ilişkin muhatap banka şubesinde ya da posta idaresinde bulunan bilgi ve belgeler, 5271 sayılı CMK’nın 174/1-a maddesinde belirtilen “suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil” niteliğinde olduğundan, iddianamenin iadesi kararı yerinde olup, Cumhuriyet Savcılığı’nca bu konunun araştırılması gerekmektedir.

Yukarıda belirtildiği şekilde, Cumhuriyet Savcılığı’nca gerekçeleri yasaya uygun olan ve itiraz merciinin ret kararı ile kesinleşen iddianamenin iadesi kararından sonra, gerekli işlem ve araştırmanın yapılmamış olması karşısında, aynı nedenlere dayanan Elazığ İkinci Sulh Ceza Mahkemesi’nin 09.11.2007 tarihli iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Elazığ İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nin 17.11.2007 tarihli ve 2007/303 değişik iş sayılı karar ı yasaya uygun olduğundan, yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 02.06.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

***********************************************

1. Ceza Dairesi 2008/6228 E.N , 2008/6544 K.N.

İlgili Kavramlar

UYARLAMA YARGILAMASI

TEBLİGAT

KAZANILMIŞ HAK

KASTEN ÖLDÜRME

Özet

Hükümlünün Teblİgat YasasI hükümlerİ uyarInca duruşmaya çağrIlIp savunmasI alInmalIdIr.

Uyarlama yargIlamasInda kazanIlmIş hak söz konusu olamaz.

İçtihat Metni

Adam öldürmek suçundan Hakim hakkında verilen hüküm Dairemizce onanarak kesinleşmiş olup, 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesi nedeniyle yeniden duruşma açılarak TCK’nın 81/1, 29/1, 62/1, 53/1, 63. maddeleri gereğince hükümlülüğüne dair (Siirt Ağır Ceza Mah-kemesi)’nden verilen 29.01.2007 gün ve 191/308 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi hükümlü müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava dosyası C.Başsavcılığı’ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Suçun işlendiği yer ve zaman dilimi gerekçeli karar başlığında gösterilmemiş ise de, bu husus mahallinde tamamlanması olanaklı eksiklik olarak görülmüştür.

Hükümlü Hakim hakkında 765 sayılı TCK’nın 448, 51/1, 31 ve 33. maddeleri gereğince kurulup, Yargıtay Birinci Ceza Dairesi’nce ONANMAK suretiyle kesinleşen hükümden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesi uyarınca, yeniden duruşma açılarak yapılan uyarlama sonucu kurulan hükümde, bozma nedeni dışında kanuna aykırı cihet görülmediğinden, hükümlü müdafıinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine;

Ancak;

1-) Hükümlünün Tebligat Yasası hükümleri uyarınca duruşmaya çağrılıp savunması alınmadan yokluğunda yargılama yapılıp hüküm kurulması suretiyle CMK’nın 193. maddesine aykırı davranılması,

2-) Kabule göre de;

Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulu’nun 20.06.2005 tarih 10-124-165 sayılı kararı gereğince, uyarlama yargılamasında kazanılmış hak söz konusu olamayacağı dikkate alınarak;

Kesinleşen hükümde gerekçeleri açıklanarak takdiri indirim hükmü uygulanmadığı halde, uyarlama yargılaması sonucu kurulan hükümde w…suç öncesi sabıkasının bulunmaması ve dosya içeriğine göre yargılama aşamasında olumsuz tutum ve davranışlarına rasttanılmamasından bahsedilerek takdiri indirim hükmü uygulanması suretiyle eksik ceza tayini,

Yasaya aykırı olup, hükümlü müdafiînin temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme sonucunda, hükmün değişik gerekçe ile tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 18.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

**************************************************

19. Hukuk Dairesi 2007/6393 E.N , 2008/1878 K.N.

İlgili Kavramlar

TEBLİGAT

SAVUNMA HAKKI

Özet

Dava dİlekçesİ ve duruşma gününün davalIya usulüne uygun teblİğ edİlmemesİ savunma hakkInI kIsItlayan esaslI bİr usul hatasI olduğundan, hükmün bu nedenle bozulmasI gerekİr.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki birleşen alacak-çek iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kabulüne, birleşen davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı Ayser vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen araç satış mukavelesi kapsamında davalıya ödemede bulunulmasına karşılık davalının aracı teslim etmediği gibi resmi yoldan devrini de sağlamadığını belirterek aracın müvekkili adına tesciline, aksi halde bedeli olarak davalıya ödenen 57.000 YTL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Yargılama sürerken davacının kardeşi Z.Talip, davalının eşi Gürsel’e aynı araç satışı ile ilgili 15.000 YTL’lik çek keşide ederek vermiş ise de, araç devrinin yapılmaması nedeniyle çekin bedelsiz kaldığını belirterek aynı mahkemede çek iptali davası açmış ve irtibat bulunduğu gerekçesiyle birleştirme kararı verilmiştir.

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece; taraflar aras ında akdedilen araç satış sözleşmesi resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olup, tarafların aldıklarını iade ile yükümlü olacakları gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, 57.000 YTL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, takipsiz bırakılması nedeniyle birleşen davanın HUMK’nın 409. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Davalı Ayser’e dava dilekçesi ve duruşma gününün 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 21. ve Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddelerine uygun olarak tebliğ edilmemesi nedeniyle daha sonra aynı kişiye aynı Yasa’nın 35. maddesine göre tebligat yapılmasının da usulsüz olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır. Bu hal savunma hakkının kısıtlanmasına yol açan esaslı bir usul hatası olduğundan, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA),

bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 29.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

*************************************************

16. Hukuk Dairesi 2008/5664 E.N , 2008/5479 K.N.

İlgili Kavramlar

TEBLİGAT

ŞİKAYET HAKKININ DÜŞMESİ

ALACAKLIYI ZARARA UĞRATMAK İÇİN MEVCUDU EKSİLTMEK

Özet

Şİkayet dİlekçesİnİn altIndakİ “duruşma gününü aldIm” kaşesİ altInda şİkayetçİ vekİlİnİn İmzasI olduğuna göre, duruşma gününün teblİğ edİldİğİnİn kabulü gerekİr.

İçtihat Metni

Alacaklısını zarara uğratmak maksadıyla mevcudunu eksiltmek suçundan sanıklar Derya, K.Hüsamettin ve G.Rezai haklarında açılan davada İİK’nın 349/5. maddesi gereğince müştekinin şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmiş, hüküm yasal suresi içerisinde şikayetçi vekili tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay C.Başsavcılığı’nın bozma talepli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak, gereği görüşüldü:

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 349. maddesinin birinci fıkrasında, “…Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikayetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir…” hükmü ile şikayet dilekçesinin altındaki “duruşma gününü aldım.” kaşesi altındaki şikayetçi vekilinin imzası dikkate alındığında duruşma gününün şikayetçi vekiline tebliğ edildiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca usulüne uygun duruşma günü tebliğine rağmen müşteki vekilinin duruşmaya gelmemesi nedeniyle şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla hükmün isteme aykırı olarak (ONANMASINA), 22.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

3. Hukuk Dairesi 2008/3339 E.N , 2008/6157 K.N.

İlgili Kavramlar

TAZMİNATIN RÜCUEN TAHSİLİ

USULSÜZ TEBLİGAT

ZAMANAŞIMI İTİRAZI

İçtihat Metni

            Dava dilekçesinde 792,40 YTL rücuan alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın ve yargılamanın iadesi isteminin reddi cihetine gidilmiş, hüküm Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/2/2008 tarih ve 2008/26003 sayılı yazıları ile kanun yararına bozulması istenilmiştir.

YARGITAY KARARI

             Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

             Davacı Banka tarafından, banka personeli davalılar aleyhine açılan tazminat davasında yapılan yargılama sonucu haksız fiilin 25/10/1994 tarihinde gerçekleştiği ve davacının bu rücuen alacak davasını 2/3/2005 tarihinde açtığı gerekçesi ile zamanaşımı nedeniyle davanın reddi cihetine gidilmiş; davacı banka vekilinin temyiz istemi miktardan reddedilmiştir. Yine, davacı vekili bu red kararı üzerine yargılamanın iadesini istemiş ise de mahkemece, HUMK. 445 maddede sınırlı olarak sayılan sebeplerden hiç birisine uygun olmayan talebin reddine karar verilmiştir. Bu şekilde kesinleşen hükmün Yargıtayca incelenmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/2/2008 gün ve 2008/26003 sayılı tebliğnamesi ile HUMK. nun 427/6 maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

             Davada, banka personeli davalıların özensiz ve dikkatsiz davranışları nedeniyle mudileri zarara uğrattıkları ileri sürülerek 792,40 YTL tazminatın rücuen tahsili istenilmiştir.

             Tebligat Kanunu’nun 17. ve Tebligat Tüzüğü’nün 23. maddesine göre belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerden birine yapılır. Aynı kanunun 18. ve aynı tüzüğün 24. maddesinde ise tebliğ yapılacak şahıs otel hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder, bunlar tarafından muhatap derhal bulundurulamaz veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ amire yapılır hükmü yeralmaktadır.

             Somut olayda, davalılardan Nesrin Yayla adına çıkartılan davetiye “görevli Meriç Kaplan imzasına tebliğ edilmiştir” şerhini içermektedir. Mahkemece, tebligat yapılan kişinin tebligatı almaya ehil olup olmadığı araştırılmamıştır.

             Bundan ayrı olarak ta zamanaşımı itirazı, davalılardan Rabia Berberoğlu vekili tarafından yapılmıştır. Diğer davalı Nesrin Yayla’nın zamanaşımı itirazı bulunmamaktadır. Bu davalı yönünden delillerin toplanıp davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde her iki davalı yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddi usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirmiştir.

             Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenle kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA, gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin ve dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 8/4/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

***************************************************

19. Hukuk Dairesi 2007/10648 E.N , 2008/1394 K.N.

İlgili Kavramlar

VEKİLE TEBLİGAT

Özet

ÖZET: VEKİL İLE TAKİP EDİLEN İŞLERDE TEBLİGAT VEKİLE YAPILIR. HÜKMÜN ASİLE TEBLİĞ EDİLMİŞ OLMASI USUL VE YASAYA AYKIRIDIR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiş,

mahkemece 21.08.2007 günlü temyiz talebinin reddine karar verilmiş ve bu ek kararın da davalı banka tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, müvekkilinin 08.11.1999 tarihinde davalı bankadan Zirai Besicilik Kredisi kullandığını, 2000/1308 sayılı Başkanlar Kurulu Kararnamesi ile borçlarının bir yıl süre ile faizsiz ertelendiğini, 12.06.2003 tarihli 4876 sayılı Yasa İle çiftçilerin bankaya borçlarının yeniden yapılandırıldığı halde, bankanın borçların faizsiz ertelendiği dönem içinde faiz tahakkuk ettirdiğini ileri sürerek fazlaya ait hak saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 8 milyon yönünden borçlu olmadığının tespiti ile 4876 sayılı Yasa’ya göre toplam borç miktarının tespitini talep etmiştir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair kararın davalı banka vekilince temyizi üzerine, Dairemizce bozulan karara uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, davacının 01.05.2003 tarihi itibariyle 26.667.75 YTL (26.667.749.118 TL) davalı bankaya borçlu olduğunun tespitine, davacının 7.448.34 YTL borçlu bulunmadığının tespiti ile vaki ödeme nedeniyle istirdat davasına dönüşen bu miktarın davalı bankadan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı banka vekilince temyiz edilmiştir.

1-         Tebligat Yasasının 11. maddesi uyarınca vekil vasıtası ile takip edilen işlerde,, tebligat vekile yapılır. Yerel mahkeme kararının davalı vekilinin adres değişikliği nedeniyle kendisine tebliğ edilmemiş olması, anılan yasa hükmüyle konulan kuralı değiştirmez. Mahkemece davalı vekilinin yeni adresi araştırılıp, ilgili barodan sorularak vekile tebligat yapılması gerekirken, hükmün asile tebliğ edilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, hükmün davalı tarafa usulen tebliğ edildiğinden söz edilemeyeceğinden, temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü gerekir. Buna rağmen mahkemece, temyiz isteminin reddine karar verilmesi doğru olmadığından, temyiz isteminin reddi kararının kaldırılması gerekmiş ve hükme ilişkin temyiz nedenleri İncelenmiştir.

2-         Mahkemece Dairemiz bozma kararına uyulduğu halde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Zira, bilirkişiden rapor alınmış, ancak bu rapordaki hesaplamalar dışında mahkemece birtakım hesaplamalar yapılmak suretiyle hüküm oluşturulmuştur. Ne var ki, yerel mahkeme hakiminin kendisinin yaptığı hesaplamaların yapılış şekli ve dayanakları gösterilmediğinden, denetleme olanağı bulunamamıştır. Bu durumda mahkemece bilirkişi raporundaki hesaplamalara itibar edilmediğine göre, eksiklikler yönünden bilirkişiden ek rapor alınması ya da gerektiğinde yeni bir bilirkişi raporu almak suretiyle kazanılmış haklar da gözetilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte belirtilen sebeplerle yerel mahkemenin “temyiz isteminin reddine iiişkin kararının” kaldırılmasına, (2) nolu bentte belirtilen sebeplerle hükmün temyiz eden davalı banka yararına (BOZULMASINA), 18.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

****************************************************

Ceza Genel Kurulu 2007/10-226 E.N , 2007/215 K.N.

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA VE SAVUNMA HAKKI

KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK

USÜLSÜZ TEBLİGAT

İçtihat Metni

Sanık hakkında karşılıksız çek keşide etmek suçundan açılan kamu davası sonunda;  Bakırköy 9. Asliye Ceza Mahkemesince 13.12.2005 gün ve 592-1023 sayı ile; “Sanığın karşılıksız çek keşide etmek suçundan 4814 sayılı Yasa ile değişik 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesi gereğince çek bedelleri toplamı olan 80.000 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 3167 sayılı Yasanın 16/3. maddesi gereğince 1 yıl süre ile çek hesabı açmaktan yasaklanmasına, karardan bir örneğinin TC Merkez Bankasına gönderilmesine, vekalet ücretine ve yargılama giderine..” hükmedilmiş olup, bu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine;

Yargıtay 10. Ceza Dairesince 05.03.2007 gün ve 1338-2434 sayı ile;

“1- Suça konu 3139344 seri nolu çek hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sanık müdafinin temyiz dilekçesine ekli 19.01.2006 tarihli muhatap banka yazısına göre 25.10.1999 keşide tarihli 20.000.000.000 TL.bedelli çek aslının keşideci sanık tarafından bankaya teslim edildiğinin anlaşılması karşısında sair hususlar incelenmeksizin hükmün bozulmasına ve sanık hakkında bu çeke yönelik kamu davasının 4814 sayılı Kanun ile değişik 3167 sayılı Kanunun 16/C ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine,

2- Suça konu 3139346, 3139345, 3139344 seri numaralı çekler hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

3139344 seri numaralı çeke ilişkin davanın düşmesi nedeniyle 3139343, 3139345, 3139346 numaralı çekler yönünden temel cezanın yeniden belirlenmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMUK’nun 321. maddesi gereğince bozulmasına, ancak, bu durumların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hükmolunan para cezalarının; 3139343 seri numaralı çek için 20.000 YTL, 3134346 seri numaralı çek için 20.000 YTL, 3139345 seri numaralı çek için 20.000 YTL olmak üzere sonuç adli para cezasının 60.000 YTL olarak belirlenmesi suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına”  karar verilmiş ise de,

Bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.09.2007 gün ve 163396 sayı ile; “5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan, 1412 sayılı CMUK nun 316. maddesine 21.03.2003 gün ve 4778 sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenip, 19.3.2003 gün ve 4829 sayılı Yasanın 20. maddesi ile değişik 3. fıkrasında yer alan  “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde, sanık veya müdafi ile müdahil, şahsi davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur.” emredici hükmüne aykırı olarak, tebliğnamenin hükmü temyiz etmiş olan sanık müdafiine tebliğ edilmemiş olması nedeniyle Özel Daire kararının kaldırılmasına karar verilmesi itiraz yoluyla talep edilmiştir.  

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Görüldüğü gibi Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenmiş olan tebliğnamenin hükmü temyiz etmiş olan sanık müdafiine tebliğ edilmediği ahvalde, Özel Dairece temyiz incelemesi yapılıp yapılamayacağına ilişkindir.

Dosya incelendiğinde;

Yerel Mahkemece sanık hakkında mahkumiyet hükmü verildiği ve bu hükmün sanık müdafiince süresi içinde temyiz edildiği anlaşılmaktadır. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.01.2007 gün ve 65907 sayılı tebliğname ise kısmen bozma, kısmen onama isteklidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.09.2006 gün ve 204-197 sayılı kararında da açıklandığı üzere; hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY nın 316. maddesine 21.03.2003 gün ve 4778 sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenip, 19.03.2003 gün ve 4829 sayılı Yasanın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm buyurucu nitelikte olup, uyulması zorunludur.

Anılan düzenleme, Anayasanın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen, AİHS’nin 6. maddesi ile de ilgilidir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 gün ve 36590-97 sayılı Göç/Türkiye kararı bu konuya temas eder. Zira bu karar üzerine, 2003 yılında mevzuatımızda yukarıda bahsedilen düzenleme yapılmış, 5271 sayılı CYY nın 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir.

Somut olayda; Özel Daire kararından sonra tebliğnamenin hükmü temyiz etmiş olan sanık müdafiine tebliğ edilip edilmediği konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında oluşan tereddüt üzerine, bu husus Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanlığına sorulduğunda, Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanlığınca 27.09.2007 gün ve 346 sayı ile tebliğnamenin sanık müdafiine tebliğ edilmediği bildirilmiştir.

Şu halde; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.01.2007 gün ve 65907 sayılı tebliğname sanığa tebliğ edilmeksizin Özel Dairece inceleme yapılarak karar verilmiş olması, 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte bulunan 316/3. maddesinin buyurucu hükmüne aykırılık oluşturmaktadır.

Bu nedenle, itirazın kabulü ile Özel Daire kararının sair yönleri incelenmeksizin usule aykırılık nedeniyle kaldırılmasına, tebliğnamenin sanığa tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. Zamanaşımının dolup dolmadığı hususunun ise tebliğnamenin tebliğinden sonra yapılacak olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alınması gerekir.

SONUÇ:Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 05.03.2007 gün ve 1338-2434 sayılı kararının belirtilen usule aykırılık nedeniyle sair yönleri incelenmeksizin KALDIRILMASINA,

3-Dosyanın Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 30.10.2007 günlü müzakerede oybirliği ile karar verildi.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Vote on DZone
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>